DOLAR 32,7878 1.53%
EURO 35,1602 0.53%
ALTIN 2.456,522,76
BITCOIN 21661390,95%
İstanbul
26°

AÇIK

03:24

İMSAK'A KALAN SÜRE

kurbanumraniye
TGTV İLE ASDER KOORDİNASYON VE İŞ BİRLİĞİ GÖRÜŞMESİ YAPTI
188 okunma

TGTV İLE ASDER KOORDİNASYON VE İŞ BİRLİĞİ GÖRÜŞMESİ YAPTI

ABONE OL
02/02/2024 00:38
TGTV İLE ASDER KOORDİNASYON VE İŞ BİRLİĞİ GÖRÜŞMESİ YAPTI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV), ASDER yönetim kurulunu , Üsküdar Üniversitesi’nde ziyaret etti. TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Mehmet Yıldız başta olmak üzere, Kurucular Kurulu Başkanı Hamza Akbulut, Yönetim ve İcra Kurulu Üyeleri Ercan Vergili ve Orhan Demir ve Vakıf Genel Müdürü Kemal Kaya’nın katılımıyla gerçekleşen bu ziyaret, iki kurum arasındaki koordinasyonu güçlendirmek ve ASDER’in faaliyetleri hakkında bilgi almak amacı taşıyordu.

ASDER tarafında ise yönetim kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Başkan Vekili Mustafa Hacımustafaoğulları, Yönetim Kurulu Üyeleri Selahattin Aslan , Sadık Aksoy ve Genel Sekreter Gürcan Onat hazır bulundu. TGTV ve ASDER arasında var olan iş birliklerinin geliştirilmesi ve üye faaliyetlerinin koordinasyonu üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Ayrıca, destek ihtiyaçları masaya yatırıldı. TGTV, yönetim kurulu ziyaretleriyle, toplumun genel yararına yönelik projelerde üyeleriyle daha güçlü ve etkili bir şekilde nasıl çalışılması gerektiği hakkında istişareler yapmaktadır.

TGTV ve ASDER, bu tür ziyaretlerin, üye ilişkilerini güçlendirdiği ve gönüllü teşekküllerin toplumsal meselelerde farkındalık oluşturduğu konusunda hemfikir oldu. Yapılan görüşmede Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  ASDER’in kuruluşu ve faaliyetleri hakkında TGTV heyetine bilgiler aktararak şu açıklamalarda bulundu.

“Ordudan Uzaklaştırılan 1500 askerin sıkıntılarını ‘Ben Disiplinsiz Değilim’ adlı kitapta topladık, ancak yayınevleri çekindikleri için basmak istemedi.”

ASDER, 2000 yılında kuruldu. ASDER’in kuruluşunda ben İstanbul Şube Başkanıydım. İlk başkanı Prof. Dr. Ahmet ALPER hocamız sonra Adnan Tanrıverdi paşamız başkanlık yaptı. Sonra da ben 2009 yılından itibaren yapıyorum. Biz o zamanlar İstanbul şubesi olarak 1500 kişinin yaşamış olduğu sıkıntıların bazı örneklerini “Ben Disiplinsiz Değilim” adlı bir kitapta bir araya getirdik. Bu kitap 2004 yılında yayınlandı. Bu kitap çıktığı zaman çekindiklerinden dolayı yayınevleri basmak istemedi.

“Yaşadıkları mağduriyetleri kitap haline getirmeleri darbeci oluşumları tedirgin etmişti.”

2000’li yıllarda 1000’den fazla Ordu’dan uzaklaştırılan subay ve astsubayın bir dernek altında birleşmeleri ve yaşadıkları mağduriyetleri kitap haline getirmeleri darbeci oluşumları tedirgin etmişti. Biz silahlı kuvvetler içindeki anti demokratik uygulamaları gündeme getirip, beyanatlarda bulunduk. Silahlı kuvvetlerin o zamanlar için “Türkiye İran gibi olacak korkusuyla” psikolojik harp etkisinde kaldığını kamuoyuna söyledik.

“Askerî vesayetin gerçek olduğunu kamuoyuna kanıtları ile sunduk.”

Biz o zaman darbelerin psikolojik bir savaş mantığı ile yapıldığını ortaya koyduk. Kitap ismi oldu. Toplumun bir kesimini düşman gören ‘kontrollü gerilim stratejisi’ uygulandı.  Bu açıklamalardan dolayı tahkikata uğradık. Biz ASDER olarak askeri vesayeti sorgulatan çalışmalar yaptık. 2010 referandumu öncesinde 23 ilde konferans verdik. Biz askeri vesayetin zararlarını anlattık. Askerî vesayetin gerçek olduğunu kamuoyuna kanıtları ile sunduk. Bu manada ASDER ekibi kendini riske etmiş oldu. Biz bütün bu çalışmalarımızla darbelere karşı mücadeleye verdik. Darbecilerden değil, hesap vereceğimiz Allah’tan korkarak vebal olduğunu düşünerek bu çalışmaları yaptık. 2010 anayasa değişikliği çalışmalarında toplumun ikna edilmesinde ASDER’in çok önemli bir katkısı olmuştur. Nitekim %58 oranında anayasa değişikliği kabul edilmişti.

“Bu coğrafyanın jeopolitik yapısı askeri darbelere gebelik yapmaya çok uygundur.”

Türkiye’de darbeler bir proje mantığı ile yapılır. Darbeler, kontrollü gerilim stratejisi kullanılarak, toplumun bir kesimi düşman ilan edilerek, psikolojik savaş ve gayri nizami harp yöntemleri kullanılarak yapılır. Bizim zamanımızda harp okullarında demokrasi dersi verilmezdi. Kendimizi daima kurtarıcı olarak görüyorduk. Kaldı ki o dönemlerde darbeci zihniyet, demokrasiyi halk popülizmi olarak değerlendirirdi. Şimdi Harp okullarında bu eğitim sivil ve yetkin akademisyenlerce verilmiyorsa dikkat edilmeli.

“Toplum ne ise ordu o olmalıdır.”

İnancı gereği namaz kılan generaller, ordumuz içinde olacaktır. Teğmenler olacaktır. Bu normal bir durumdur. Toplum ne ise ordu o olmalıdır. Vesayet döneminde irtica etiketi ile dindar insanlar tehdit olarak görülmekteydi. Şimdi bunun emareleri can sıkıcı olarak dikkat çekici durumda.

“Sisi karakterinin iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

Biz, ASDER olarak, Mısır askeri darbesini ve onun baş aktörü, “Sisi” karakterinin iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.  Mehmet Akif’in Şemsettin Günaltay ile ilgili bir hikayesi vardır. Mehmet Akif’e, Şemsettin Günaltay’ı sormuşlar. Nasıl bir insandır? diye, Mehmet Akif diyor ki: “Müsavi şartlarda bizdendir.” Maalesef bürokraside böyle insanlar bulunmaktadır.

GENÇLEŞTİRME VE GENÇLİK

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TGTV’nin gençleştirme çalışmaları kapsamında heyetimize, gençler eski dönemlerde STK’lara gidiyorlardı da bugün mü gitmiyorlar? Sorusu yönelttikten sonra şu açıklamaları yaptı.

“Gençlerin, protest dönemlerinde otoriteye karşı olmak hoşlarına gidiyor.”

Gençlerin bir özelliği var. Bu 30 yaşlara kadar sürüyor. Gençlik dönemi protest dönemidir.   Protest döneminde otoriteye karşı olmak hoşlarına gidiyor. Bu kendi kimliklerini inşa etmek için önemli bir unsurdur. Şu anki gençler protest özelliklerini Örneğin Boğaziçi’nde 10.000 tane öğrenci var 6.000 tane LGBT üyesi var. Bunlar aslında LGBT’ci değil. Protest olarak    giriyorlar. Orada olduğu zaman protestosunu rahat yapıyor. Egosunu öyle tatmin ediyor. Onun için gençlerin anladığı dili yakalamak gerekiyor. Bu ortak dil yakalanırsa ancak onlarla ortak konuşulabilir.

“Gençler, kimlik karmaşası yaşıyor.”

Bu protest davranış aynı zamanda din karşıtlığı şeklinde de çıkıyor. Mesela bir gençle konuşuyorsunuz, “Ateistim Elhamdülillah” diyor. Gençler, kimlik karmaşası yaşıyorlar. Genelde Türkiye yaşıyor kimlik kargaşası yaşıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri Türkiye’de yukarıdan aşağı bir kimlik dayatması yaşandı. Toplumun kültürel genleriyle oynanarak, yeni bir toplum inşa edilmek istendi. Halbuki sosyolojik değişimler canlıdır. Kendiliğinden oluşur. Yukarıdan aşağı oluşmaz. Eğer bu olursa, yukarıdan aşağıya zorla değiştirmek olursa bu sefer tam zıttı bir değişim olur. Tam zıttına bir yönelim olur. Toplumlarda da böyledir.

“Teknofest kuşağı güzel bir adım oldu ve sürmeli”

Bizim toplumumuzda iki ayrı kültürel kimlik oluştu. Birisi gelenek kimliği, Osmanlı’ya sıkı sarılan bir kimlik. Birisi de tamamen ona karşı olan Batı değerlerine dayalı bir kimlik. Burada üçüncü bir yola ihtiyaç var. Eğer üçüncü bir yol olursa böyle bir durumda eski sorulara yeni cevaplar vermek gerekiyor.

Tam da burada, Teknofest kuşağı güzel bir adım oldu ve sürmeli. Nörobilimde bazı ilerlemeler var. İnsan beyni en güzel disiplinli ve eğlenceli bir ortamda öğreniyor.

“Soyut kültüre ayrılan bütçe çok yetersiz kaldı.”

Bizim kültürel kimliğimizi koruyarak modernleşmemiz gerekiyor. En çok somut kültüre yatırım yapıldı. Camiler, eski eserler, vakıf eserleri tamir edildi. Bu somut kültüre yatırım oluyor. Fikrin devam etmesi için gerekli olan soyut kültüre ise ayrılan bütçe çok yetersiz kaldı. II Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın yeniden inşası için karar veriliyor ve bütçe ayrılıyor fakat hiç kültür bütçesi ayrılmıyor. Bu bütçe mecliste konuşulurken Alman Şansölyesi Konrad Adenauer buna itiraz ediyor bizim önce kültürden başlamamız gerekiyor, eğer kültürü inşa edemezsek çalışkan ve karakter sahibi insan yetiştiremeyiz ve amaca hizmet etmemiş olur. Bu itiraz üzerine kültüre bütçe ayrılıyor.

Biz de kültüre yatırım yapmadan gençlerde bir değişim bekleyemeyiz Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı’nın aynı olması kültürü müzeye indirgiyor ve doğru olmuyor.

Benim düşünceme göre Kültür Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlanmalı hatta bağımsız olmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın adı bu haliyle Ulusal Eğitim Bakanlığı olmalı hiç milli değil. Japonlar çocuklarına ilk üç yıl okuma yazma dışında, kendi kültürlerini öğretiyorlar ama biz Milli Eğitim olarak bir kültür aktarımı yapamıyoruz.

“İlmi kelamı lise seviyesine indirmek gerekiyor.”

Gençlere çağın dili ile yaklaşmak gerekiyor. Hz. Ali’nin sözü diye biliyorum “çocukları onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” diye. Gençlerin, çocukların anladığı dille yaklaşmak gerekiyor.  Yeni kuşaklar, sorguluyorlar ve özgürlükçüler. ‘Büyüklere cevap verilmez’ kültürü geride kalmalı. Bu zamanın gençliğine ulaşmak istiyorsak onunla aynı dili konuşmamız gerekiyor. Bunun için İlmi kelamı lise seviyesine indirmek gerekiyor. Şu an İlmi kelam dersi sadece imam hatip liselerinde var O da 12 sınıfta. İlmi kelam, Akaid ilimleri, İslam felsefesi demektir.  İmam-ı Gazali bugün yaşasaydı ne derdi diye karar verilmeli bence. Allah’a inanma konusunda insanların kafasında şüphe gitmeden onun üzerine ahlak inşa edemiyorsun, ibadet inşa edemiyorsun.

 “İslam dünyası inanç ve ahlak krizi yaşıyor”

İslam dünyası inanç ve ahlak krizi yaşıyor diyebiliriz. Eski sorulara eski cevaplar değil yeni cevaplar verilmelidir. Gençlerin kafasında İnanç konusunda belirsizlik olunca dine sadece saygı gösteriyor. Domuz eti yemiyor. Ama haram yiyor. Hacda tavaf ederken bakıyorsun ki Fenerbahçe kazansın diye tavaf ediyor. Böyle bir nesil var. Böyle bir gariplik var. Dine saygılı ama ameli uygulayamıyor. Ameli uygulayabilmesi için kafasında şüphe kalmaması gerekiyor. Kanaat getirmesi gerekiyor.

Bu zamanda lise öğrencisi, İbni Sina gibi devamlı soruyorlar. Türkiye’de ilk defa din bilimleri ile fen bilimleri çalıştayları ve yaratılış kongreleri yapılmaya başlandı. Bir sentez ortaya koymaya çalışılıyor. Biz üniversite bünyesinde Bütüncül Bilim Merkezi kurmak istedik. Bu çalışmamıza 2018 yılında Yüksek öğrenim bürokrasisinden red geldi. Zihinsel dönüşüm olmadan sosyal dönüşüm ve siyasal dönüşüm beklemek gerçekçi değil.

“Toplumumuzda din alerjisi oluştu.”

ÇEDES projesi var. Bu güzel bir proje. Fakat şu anda toplumumuzda din alerjisi oluştu. Özellikle gençlerimize bunu daha çok görüyoruz. Gençler “bana din propagandası yapılıyor” diye itiraz ediyorlar. Onun için biz değerleri bilimsel yöntemle nasıl anlatabiliriz bunu çalışmamız gerekiyor. Bunun için 5 Yıl süren bir yardımcı ders kitabı çalışması yaptık ve Üniversite yayını olarak yayınladık. Değerlerimizi evrensel değerlerle sentez edip psikodramalar şeklinde sunduk.

“Aileyi kurtarırsak kültürümüzü de kurtarırız.”

Toplumumuzda aile problemleri de var. Bu konuyla ilgili Ben 2004 yılından itibaren 20 yıldır bir radyoda Aile Okulu program yapıyorum. Hala daha en çok takip edilen programlar arasında yer alıyor. Türkiye’de şu anda evlilik dışı doğum oranı %2.9, Avrupa’da %59 – %60 civarında. Bizdeki durum şu an çok iyi olmasına karşılık bir 30 sene sonra Avrupa seviyesine gelme ihtimalimiz yüksek görünüyor. Evlilik dışı birlikte yaşama şu an çok artmış durumdadır.

Toplumumuzda aile problemleri de var. Bu konuyla ilgili ben 2004 yılından itibaren 20 yıldır bir radyoda Aile Okulu program yapıyorum. Hala daha en çok takip edilen programlar arasında yer alıyor. Türkiye’de şu anda evlilik dışı doğum oranı %2.9, Avrupa’da %59 – %60 civarında. Bizdeki durum şu an çok iyi olmasına karşılık bir 30 sene sonra Avrupa seviyesine gelme ihtimalimiz yüksek görünüyor. Evlilik dışı birlikte yaşama şu an çok artmış durumdadır. Bu durum içinde mutlaka sosyal bir proje üretilmesi gerekiyor. Dönemin Valisi Sayın Ali Yerlikaya ile bir “Aileler Üniversitede” isimli proje başlattık Eyüp’te, Gaziosmanpaşa’da, Pendik’te ve Üsküdar’da Kaymakamlıkların himayesinde 2 yıl boyunca bu projeye uygulandı. Uygulayıcı eğitimini de yaptık. Bunları bir kitap haline getirdik. Ailede dünyaya göre iyiyiz. Ama şu an sınırdayız. Aileyi kurtarırsak kültürümüzü de kurtarırız. Aileyi desteklemek birinci önceliğimiz olmalıdır.

 “Gençler deist oluyor! Propagandası yanlıştır.”

Gençlerimizin de sorularına cevap verebilecek durumda olmalıyız. Gençler deist oluyor propagandası yanlıştır. Aslında gençler sorular soruyorlar. İbni Sina da zamanın en çok soru soran çocuğuymuş.

Osmanlı toplumunda iki tip insan yetişmiş oldu. Birincisi medresede yetişen insanlar İkincisi ise yeni mekteplerde yetişen insanlar. Bu yeni mekteplerde yetişen insanlar İttihat ve Terakkiyi kuruyorlar. İttihat ve Terakki’nin ortaya çıkması o zamanki sistem içerisinde gençlerin kaybedilmesi ile alakalı bir durumdur.

Eğitimde akli ve nakli bilgilere dayalı bilim diline ihtiyaç var

Türkiye akli ve nakli bilgilere dayalı eğitim veya Din Bilimleri ve Fen Bilimleri “Bütüncül bilim konseptinde birlikte anlatılabilir. Bunun için Osmanlı dönemine göre çok daha hazır olduğunu söyleyebiliriz. Altyapımız çok daha iyi. Toplum ve dünya değişime daha da açık. Biz geleneklerimizi koruyarak modernleşmeliyiz. Kültürel çatışmada bir tarafta Osmanlı bir tarafta Kemalizm tartışması gençleri marjinalleştiriyor. Bu kutuplaşmayı çözersek bu sentezi yapabiliriz çünkü İkisi de doğma değildir. Bilimsel metodoloji ile gidilmesi gerekiyor. Türkiye’de temel eğitimle ilgili ciddi projelere ihtiyaç var. Din bilimleri ile fen bilimlerini sentezleyecek bir çalışmaya ihtiyaç var. Bunlar birbirine rakip değil birbirini tamamlayıcısıdır.

“Dahilde ittihat olmadan hariçte ittihat mümkün ve sürdürülebilir olmaz.”

Toplumun kurucu değerleri bilim toplumu hedef almıştı, şu andaki dini değerler ile birlikte sentezini yapabilmeliyiz. Üçüncü yol arayışı yapılırsa ki ben bunu seçimlerden sonra olacağını düşünüyorum. İki yaşam tarzının kendilerini hem özgür hem de ait hissedecekleri bir Türkiye’ye ihtiyaç var. Dahilde ittihat olmadan hariçte ittihat mümkün ve sürdürülebilir olmaz.

Görüşme sonunda, TGTV Başkanı Mehmet Yıldızı, ASDER Yönetim Kurulu Başkanı’na, TGTV’nin son çalışmalarından  “Olumsuz Algı ve Güvenlik Endişelerinin Ötesinde “Göç Tasavvuru” çerçeve metni kitapçığı ile “Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Kahramanmaraş Depremi” saha raporunu hediye etti.

ASDER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan da TGTV Heyetine, “Hz. Mevlâna ile Aile Terapisi”, “Aşk Terapi”, “Mesnevi Terapi”, “Yunus Terapi”, “Ezber Bozan Hayat – Nevzat Tarhan Söyleşi”, ”Mutluluk Bilimi” kitaplarından ve Üsküdar Üniversitesi’nin ücretsiz yayını olan “Psiko Hayat” dergisinin 23. sayısından oluşan bir seti hediye etti.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250
300x250r