DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN
BITCOIN 2217183-0,15%
İstanbul
18°

AZ BULUTLU

20:31

AKŞAM'A KALAN SÜRE

ALACAKLININ ENFLASYON FARKINDAN DOĞAN ZARARINI TAHSİL HAKKI
1674 okunma

ALACAKLININ ENFLASYON FARKINDAN DOĞAN ZARARINI TAHSİL HAKKI

ABONE OL
01/04/2023 09:26
ALACAKLININ ENFLASYON FARKINDAN DOĞAN ZARARINI TAHSİL HAKKI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yüksek enflasyon oranları özellikle ticari ilişkilerde borcun geç ifa edilmesi halinde alacaklı için alacağı paranın değer kaybetmesi şeklinde hak kayıplarına sebep olmaktadır. Reel enflasyon oranı ve temerrüt faizi oranı arasındaki uçurum geç tahsil edilen paranın enflasyon karşısında erimesine neden olduğu aşikârdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. Maddesinin yedinci fıkrası uyarınca mal ve hizmet tedarikinde alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hallerde uygulanacak faiz oranı 01.01.2023 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık %11,75 olarak belirlenmiştir.

Reel enflasyon oranı ve temerrüt faizi arasındaki bu büyük fark alacaklılar açısından munzam zararın ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Munzam zarar yasal faiz ile karşılanmayan zarar olarak tanımlanır.

Alacaklı, alacağını uzunca bir süre tahsil edememiş ve bu esnada parası enflasyon karşısında değer kaybetmişse, parası eridiği için ek dava açabilir. Alacaklı enflasyonda değer kaybeden alacağını kanunen talep etme hakkına sahiptir.

Faizin aşan zararın tazmin edilmesi gerektiği Türk Borçlar Kanunu 122.maddesinde aşkı zarar hükmü çerçevesinde düzenlenmiştir.

Aşkın zarar

MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

Bu noktada munzam zarar asıl borcun feri alacak olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Zira munzam zarar asıl borçtan tamamen bağımsız asli bir alacak olarak vuku bulur. Munzam zarar borcunun kaynağı sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, kanun, vekâletsiz iş görme olabilir.

Munzam zararın varlığından söz edebilmek için iki şartın varlığı aranmaktadır. Bunlar zararın temerrüt faizi ile karşılanamaması ve borçlu tarafın borcun ifasının gecikmesinde kusurunun bulunmasıdır.

Munzam zarar kusur sorumluluğuna dayanan bir hukuki müessesedir. Bu hususta aranan kusur borçlunun temerrüde düşmesi ile ilgilidir. Munzam zararın talep edilebilmesi için asıl alacağın yanında munzam zarara ilişkin hakların da saklı tutulması koşulu aranmamaktadır.

Zararın tazminat davası yoluyla tahsili için davacı taraf “ asıl alacağın varlığı” “hiç ifa edilmeme veya geç ifa edilmeden kaynaklı zararın varlığı” ve “zarar ve borçlunun temerrüde düşmesi arasında illiyet bağının varlığını” ispat etmekle mükelleftir.

Munzam zararın ispatında “somut olarak ispat etme zorunluluğu” ve “soyut olarak zararın hesaplanmasının yeterliliği” olmak üzere Yargıtay tarafından iki farklı görüşün benimsendiği görülmektedir. Somut yöntemde zararın varlığı için alacaklı tarafın zararın varlığını somut vakıalar ile ispatı aranırken soyut yöntemde paranın enflasyon karşısında eridiği hususu kabul görmüş ve zararın varlığını başta enflasyon, devalüasyon, altın fiyatlarındaki artış, tüketici fiyat endeksi, üretici fiyat endeksi ve asgari ücret artış oranlarındaki artıştan yola çıkarak ispatı mümkün kılınmıştır. Alacak hakkı da mülkiyet hakkı kapsamında olduğundan ve somut vakıalarla ispat zorunluluğu hak kayıplarına sebep olacağından dolayı paranın yüksek enflasyon karşısında değer kaybettiğinin ispat için yeterli olduğu görüşü hakkaniyete uygundur.

Anayasa Mahkemesi de 21.12.2017, 2014/2267 Başvuru Numarası. Yayımlandığı RG – 25.01.2018/30312 tarihli kararıyla somut vakıalarla zararın ispatı zorunluluğu ortadan kaldırılmış, zararın tespiti için soyut değerlendirme yapılmasının önü açılmıştır.

Asıl alacağın ferileri ile birlikte tahsilinden sonra alacaklının borçluyu ibra etmesi halinde munzam alacak için de ibra etmiş sayılıp sayılmayacağı hususu önem arz etmektedir. Munzam alacak mahiyeti itibari ile asıl alacağın feri niteliğinde sayılmamaktadır. Munzam alacakta yeni bir borç doğar. Dolayısıyla alacaklının ibrası munzam alacağında ibra edildiği, munzam alacak hakkından vazgeçtiği anlamı taşımaz.

Munzam alacağın on yıllık zaman aşımı süresi içerisinde talep edilmesi mümkündür.  YARGITAY  11. HUKUK DAİRESİ 2005/10207 2005/9724 K 14.10.2005 tarihli kararı: “ Munzam zarar borçlunun temerrüdü ile başlayan ve ödenmesi ile sona eren devrede alacaklının faizi aşan zararıdır. Dolayısıyla her gün için temerrütle birlikte faizi aşan bir zararı varsa alacaklı zarara uğramakta ve her gün sonunda muaccel hale gelen bu munzam zarar alacağı yönünden de esas alacaktan bağımsız bir zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır. Alacaklının munzam zararın muacceliyeti ile işlemeye başlayan zamanaşımını kesme olanağının bulunduğunun ve o tarihten sonra devam eden munzam zarar varsa bu zarar için yeni bir zaman aşımının söz konusu olacağının kabulü gerekir. Bu nedenlere göre davacı vekilinin tüm karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.”

Son söz olarak, ülkemiz için enflasyon oranlarının düşük seyrettiği bir gelecek temenni ediyoruz. Enflasyon oranlarının yüksek seyrettiği dönemlerde ayrıca bir somut zararın ispatı aranmadan munzam zararın varlığının kabul edilerek tazmin yoluna gidilmesinin önünün açılmasının hakkaniyete uygunluğu açısından son derece değerli buluyoruz.

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP
    300x250
    300x250r