bursa escort görükle escort bayan

bursa escort görükle escort

marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
HABER AKIŞI

Temel Hazıroğlu’nun penceresinden “Ekonomi ve Gerçekler”

 Tarih: 06-02-2022 00:52:49
Ekonomist Yazar Temel Hazıroğlu “İçeriden Eleştiri”nin önemi ve gerekliliğini anlatarak ve bu kuramı kullanarak Türkiye’nin uyguladığı “Kur Korumalı TL Hesabı” ile Faizin ve Enflasyonun düşmesi mümkün mü? Faiz aslında nedir? Gibi sorulara verdiği cevaplar.

Ekonomi argümanlarının (Dolar-TL-Enflasyon vb.) nasıl yönetilmesi gerektiğini 2 ay önce anlattığı bir röportaj yazısında öngördüğü enflasyon rakamlarının bugün gerçekleştiğini görünce bu yazıyı gönderirse noktasına virgülüne dokunmadan yayınlayacağımız sözünü verdik.

Esnaf Bülteni Dergisi 131. Şubat sayısında da yayınlayacağımız bu röportaj tadındaki yazıyı Türkiye Ekonomisini yönetenlerin de okumasını ümit ederek okurlarımızın istifadesine sunuyoruz.

EKONOMİ POLİTİKAMIZ NASIL OLMALIDIR?

Ekonomi üzerinden gerçeklere yeniden bir bakmakta fayda var. Zira gerçekler hele hele hakikate saygı duymak ve bunu uygun bir üslup ve dille ifade etmek çok önemlidir. O yüzden biz diyoruz ki artık hakikate saygı duyarak doğruları söylemenin, içeriden bir eleştiri ve uyarı yapmanın zamanı gelmiştir.

Burada öncelikle çok önemli gördüğümüz bir konunun, “içeriden eleştiri” konusunun altını çizmek istiyoruz. Zira bunu yapmazsak sanki bizim yaptığımız eleştirel katkılar, camiadan kopmuş insanların kin ve öfke ile yaptıkları saldırılarla karıştırılabilir. Camianın içinde kalıp liderine methiyeler düzen ve ona sen ne büyüksün ancak yanındakiler yetersiz, “onu alma beni al” şarkısını söyleyerek yalvaranların kovulunca bir öfke ve kin nöbetine girip bir düşman gibi tavır almalarını, dışardan tekrar camiaya ikbal için girenlerin tekrar aynı övgü ve onaya başlamalarını bir tarafa bırakalım. Onlarla ve yaşanan bu ahlaki seviye ile (seviyesizliği mi desek?) ahlak felsefecilerine ve Makyavel’e bırakalım, onlar tarif etsin.

İslam aleminde olduğu gibi bizim toplumumuzda en büyük eksiklerimizde biri “içeriden eleştiri” yoksunluğudur. Bu olmayınca da yukarıda bahsettiğimiz “dışarıdan saldırı” öne çıkmaktadır. Oysa içeriden eleştiri gelişimin dinamosudur. İçeriden eleştiri olmayınca ortam donuklaşır, köhneleşir, bir aklın egemenliği başlar ve fikir geliştirme durur. Üstelik içeriden eleştiri sayesinde yaratıcı damarlar açılır, kökler beslenir ve gelecek ufku genişler.

Zaten gerçekte akıllı yönetici, eleştirel aklı aktifleştirip birçok aklı kendi aklına katar, güçlü ve makul bir entelektüel seviye oluşturursa hem kendi kazanır hem de kendini güçlendirecek atmosfer oluşturur. Bu arada içeriden eleştiri, insanların fikirlerini açıkça söylemesine imkan verdiği için yenilikçi ve yaratıcı damarları açmakla kalmaz aynı zamanda konsolidasyonu ve toplumun birliğini sağlar. Bu sonuçta başkalarının aklını kendi aklına katan liderin lehine olur. O yüzden diyoruz ki başkalarının aklını kullanan en akıllı olur ve içeriden eleştiri hayat kurtarır.

Velhasıl “İçeriden eleştiri”, her ne olursa olsun camiaya küsüp geri çekilmemek, kızıp ayrılmamak ve eleştirel katkılarını sürekli devam ettirmektir. İçeriden eleştiri sadece hayat kurtarmaz aynı zamanda ülke ve toplum da kurtarır.

Şimdi sorunuza dönersek her şeyden önce ekonomik politika, ülkenin alt yapısına ve gerçeklerine uygun yani yerli ve milli olmalıdır.

FAİZİ ZULÜM ARACI OLARAK GÖRÜYORSUNUZ BU FİKRİNİZİ BİRAZ AÇAR MISINIZ?

Faiz, zorda olandan rahat olana güç aktarıp eşitsizlik oluşturduğu için zülüm aracıdır. Yani bir güçsüzün ve zayıfın daha da aciz hale getirilmesi ve böylelikle eşitsizliğin derinleştirilmesi başka bir ifadeyle sermayenin ve servetin dönüp dolaşıp zenginler arasında el değiştirmesi ve bir devlete dönüşüp zulüm aracına dönmesidir. Faiz yasağının hikmeti burada yatar. Kısaca faiz; yeryüzünde doğan her insanın dünyaya eşit ortaklık hissenin şeytanca bir numara ile insanları takatsiz bırakmak olur ve bütün semavi dinlerde olduğu gibi makul felsefeci ve düşünürlerin kötü ve necis gördüğü bir konudur. 

  1. FAİZ KAVRAMININ YENİDEN TANIMLANMAYA İHTİYACI VAR MI?

C.3. Her şeyden önce şunun altını çizmek gerekir. Kadim dine ve faize dönük tartışmalarda en önemli sorunlardan biri, eski çağlardaki yaşanmışlıkların ve toplumsal şartlara göre oluşturulmuş içtihatların din zannedilerek zamanımızda geçerli, hatta dini görev gibi görülmesidir. Bu durum aşılmalıdır.

Bu çerçevede atılacak ilk adımlardan biri nominal faiz ile reel faizi ayırmak gerektiğidir. Haram olan, zulüm olan reel faizdir. Enflasyon oranının altındaki fark gerçek faiz sayılmaz. Bu sadece bizim söylediğimiz bir husus değildir. Bu konuda Din İşleri Yüksek Kurulunun, Merkezi Danışma Kurulunun ve birçok hocanın (iktidarın onayladığı ve değer verdiği hocalar da dahil) fetvası vardır. Bu kadar hocanın olduğu bir yerde hasbelkader bu işlerle ilgilenmiş, bizim gibi hür ve bağımsız bir aydının bunu söylemesi tarihin garip cilvesidir (kim bilir bunun cesaretle mi alakası var).

Kısaca söyleyecek olursak para; değer ve mübadele aracıdır. Tarihte ilk paralar madeni paralardır. Sonrasında madenlere özellikle de altına dayalı banknot (kâğıt) paralar çıkmıştır. Ancak kâğıt paraların 1940’larda ABD’deki Bretton Woods kasabasında yapılan bir anlaşma ile altından tamamen kopması ve sadece Amerikan dolarının altınla bağının olması ve akabinde de 1970’lerde ise bunun da ortadan kalkması yeni bir sürece girişi göstermektedir. Dolayısıyla gelinen bu noktada tüm kâğıt paraların altından bağları doğrudan kopmuştur. İşte bu altından tamamen kopuşun gelmesi faiz kavramını yeniden ele alıp tanımlamayı zorunlu kılmaktadır.

Bu çerçevede özetle faiz; “hem bir şeyin kendi içinde bulunan hem de iki şey arasında mukayeseden doğan fazlalığı ifade eder.” Daha net bir şekilde söylersek faiz, borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın adıdır. Şimdi burada şunu söylemek sanırım yanlış olmaz; enflasyona kadar olan fark satın alma gücünün korunması karşılığı olduğu için gerçekte faiz değil satın alma gücünün korunması karşılığı olup (negatif faizin bertaraf edilmesinin karşılığı mı desem?) ilave bir fazlalık sayılmaz. Aksine tersine negatif faiz olur. Din işleri yüksek kurulu, merkezi danışma kurulu ve birçok hocanın enflasyon oranı kadar bir kaybın telafisinin faiz olmadığı konusundaki görüşleri dolaylı olarak da bu sonuca gelmektedir demek her halde yanlış bir yorum olmaz.

ENFLASYONUN NEDENİ FAİZ MİDİR?

Şimdi gelelim asıl meseleye. Enflasyonun tek nedeni faiz değildir. Enflasyon, faiz ve döviz kuru birbirini etkileyerek ve diğer faktörleri de içine alarak üçlü bir denge oluşturur. O yüzden ülkenin kendi şartları içinde bu üçünü birlikte yönetilmesi gerekir. Ve enflasyon, faiz ve döviz dengesi mümkün olduğunca düşük düzeyde tutulmalıdır. Sonuçta çarenin ekonomi politik olduğunu unutmamak zorundayız.

Şunu teslim etmek gerekir; enflasyonu indirmek, faizleri düşürmek, yatırımları artırmak, istihdamı çoğaltmak, ihracatı büyütmek doğru politikalardır. Ancak dikkat etmek gerekir ki hazırlık yapmadıysanız ve ülkenin alt yapısı buna müsait değilse büyük risk alıp kendi ayağınıza kurşun şıkmış olabilirsiniz. Mesela buradan kendimize bakacak olursak, ülkenin yaklaşık 460 milyar dolar dış borcu, yüzde altmışı ithalata bağlı ihracatı, cari açık ile tasarruf açığı vardır. Böyle bir durumda politika faizini enflasyon bandından çok uzaklaştırmış, enflasyonu ve dolarizasyonu tetiklemiş, haksız kazancın önünü açmış olabilirsiniz. Mesela bankalarda %42’lerde olan yabancı para mevduat %62’lere geldi. Üstelik bu durum faizden kaçanlar için adres olan katılım bankalarında ise bu oran %70’lere ulaştı. Başka bir deyişle milli paraya güvenen, iktidarın arkasındaki olan kitle çok daha fazla mağdur olmakta ve kendince bir çözüm bulmak için dövize yönelmektedir. Bu üzerinde çokça düşünülecek bir konudur. 

ÜLKENİN ALTYAPISI MÜSAİT OLMADAN ENFLASYONU İNDİRMEK FAİZİ DÜŞÜRMEK MÜMKÜN MÜ?

Kimin geliştirdiğini bilmiyorum ancak ülkenin ve iktidarın ve hatta ona destek olanların aleyhinde olan bu ekonomik politika tekrar düşünülüp gözden geçirilmelidir. Bu bir politika olarak doğrudur ancak hazırlık yapmadan, alt yapıyı hesaba katmadan atacağınız bir adım ayağınıza dolanır ve gelecekte hiç istemediğiniz halde sürpriz bir şekilde politika faizini artırmak zorunda kalabilirsiniz (kim bilir belki de daha fazla bir oranda). Biraz ekonomi okuyan bunu görebilir, görmelidir.

Tabii ki bu politika ile ilk etapta yatırımlar artmış, istihdam çoğalmış ve ihracat büyümüş görünebilir. Ancak bu aldatıcıdır. Zira bir sonraki turda yeni döviz kuru üzerinden ithalat yapacağınız için ihracat mallarının maliyeti artıp cazibesi yitebilir. Böylece enflasyonu adım adım artırmış (ki altı ayda %30’a varabilir), yaklaşık 50 milyar dolar dış borç taksitini yüksek kurdan ödeyerek yükünüzü çoğaltmış ve size güvenip TL’ye yatırım yapanları zarara sokmuş olabilirsiniz. Bu durum, başta hedeflediğiniz o yerden, enflasyonu düşürme noktasından sizi uzaklaştırıp bugünü aratabilir, kendi tabanınızda bile hoşnutsuzluğa neden olabilir ve halk desteğinizi azaltabilir.

Burada çok hayati gördüğümüz bir riskin de altını çiziyoruz. Nominal faiz ile reel faizi karıştırıp aslında negatif faizle bütün bunların olduğunu fark etmemiş ve bunları faiz karşıtlığı üzerinde yaptığınızı beyan etmekle faturanın İslam’a çıkmasına neden olmuş olabilirsiniz. Bu az bir şey değildir. Bu suretle genel ilkeler vazeden ve her çağda en iyi yol gösterici rehber olan mübarek dinin çözüm damarını ve geleceğini riske sokmuş ve böylece insanlığın yegâne umudu İslam’ın algısını da bozmuş olabilirsiniz. Kusura bakmayın ama buna hakkınız yok.

EKONOMİDE DIŞA BAĞLI MIYIZ?

Bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de ekonomi maalesef dışa bağımlıdır. Bu doğru. Bu durum genel olarak bu asrın getirdiği liberal kapitalist ekonomik politikaların uygulanması ile oluşmuştur. Milli ekonomi politikalarla içeriyi teşvik edip destekleyen sözüm ona gelişmiş (aslında kalkınmış demek daha doğru olur) diğer ülkelere tam tersini önermiş hatta dayatmıştır. İlk anda daha uygun maliyetli diye yerli ekonomistler de buna teşne olmuş ve küresel güçlerin propagandisti haline gelmiştir. Bu kalkınmış ülkeler oluşturdukları arz patlamasını karşılamak ve daha çok satmak için diğer ülkeleri tüketim ekonomisi tuzağına düşürmüşlerdir.

Tabii ki bu durumdan çıkabilirz. Bu mümkün. Önce şunu söyleyelim, sadece suçu dişarıya bularak bu işi çözemeyiz. Yıllardır hatta asırlardır sürekli dış güçleri kötüleyip onların insanlığa verdikleri zararlar konuşuluyor. Bu doğrudur (zaten görevleri değil mi?) ancak eksiktir. Bundan öte gerçekler de vardır. Öncelikle kendimize, kendi halimize bakmamız gerekir. Bir de dış güçleri bu kadar önemseyip etkili görmek, onları zihnimizde büyütüp yenilmez hale getirebilir. Aynı zamanda kendimize olan güveni daha da kaybettirebilir ve gelecek ümidini söndürebilir.

Ancak şunu da söylemeden geçmeyelim. Bir iktisat öğrencisi olarak bütün bunları bir bütünlük içinde değerlendirip yaklaşık bir ay önce mevcut para polkitikasının yanlış olduğunu, bu yanlış yoldan bir an önce dönülmesi gerektiğini ve bu olmazsa %18’lerde olan enflasyonun %30’lar yaklaşabileceğini söylemiştik. Fakat bir faydası olmadı ve enfalasyon %21’leri aştı. Görünen o ki önümüzdeki aylarda periyidik bir artış devam edecek %30’lar (%40’lar mı desem) sürpriz olmayacak. Uzun vadeli milli bir ekonomik politikanın şart olduğunun altını çizerek en azından bugün için üzerimize düşeni yapıyor ve uyarıyoruz. Bu politikayı yeniden gözden geçirin, ülkeyi de kendinizi de size destek olanları da rahatlatın. Yoksa bugünleri ararsınız. Bu ülke de bu halk da bunu hak etmiyor.

PEKİ BİZE ÇARE OLARAK NEYİ ÖNERİYORSUNUZ? BU DERDİN ÇARESİ NEDİR?

Çare; kısa vadede bir an önce politika faizini enflasyon bandına yaklaştırmak ve ülkeyi negatif faizden kurtarmaktır. Uzun vadede de dünyada artık iyice kritik hale gelmiş olan tarım ve hayvancılığı teşvik etmek, kendine yetecek mal ve hizmetleri içeride üretmek, yerli malı kullanmayı teşvik edip bir kültüre çevirmek, dışardan gelen mallara sınır koyup dış ticaret açığını kapatmak ve tasarrufları teşvik edip yatırıma yönlendirmektir.

Çare; üretim, üretim, üretim. Başka bir deyişle üretimde ihtisas ve verimliliği, paylaşımda adalet ve eşitliği, tüketimde tasarruf ve kanaatkarlığı esas alan katılım ekonomisinin temelleri üzerine oturmuş milli ekonominin hayat bulmasını sağlamaktır.

Temel HAZIROĞLU

  Bu haber 53764 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER Ekonomi HABERLERİ
Henüz anket oluşturulmamış.
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Yukarı