HABER AKIŞI

32. Milli ve Yerli Esnaf Buluşması Murat Yalçıntaş’ın katılımıyla gerçekleşti

 Tarih: 13-04-2019 17:46:00  -   Güncelleme: 14-04-2019 02:10:07
Esnaf Bülteni Dergisi’nin her ay geleneksel hale getirdiği “Milli ve Yerli Esnaf Buluşmaları”nın 32.si İstanbul Ticaret Odası Eski Başkanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Yalçıntaş’ın Katılımıyla ve Paşa Köşkü Et Lokantası’nda gerçekleşti.

Program, tüm katılımcıların tek tek kendilerini tanıtmaları’nın ve yaptıkları işleri söylemelerinin ardından, Esnaf Bülteni Dergisi sahibi, Milli ve Yerli Esnaf Platformu (MİYEP) ile Yeniden İnşa Derneği (YENİDER) Başkanı Eşref Küçükateş’in konuşmasıyla başladı.

 

Eşref Küçükateş; Kıymetli Murat Yalçıntaş Başkanımız kendisinden bahsetmeden önce, bir özelliğine değinmek istiyorum. Başkanımız, bir İronman. (Demir adam) Dünyada çok az kişinin başarıyla bitirdiği spor dalında İronman unvanına sahip.

Aynı zamanda Başkanımızın babası, Nevzat Yalçıntaş Hocamızdan da bahsedeyim. Hocamızla sohbet etmek ve röportaj yapmak nasip oldu.  Allah Rahmet eylesin. Türkiye’de Meclisten ve Cumhurbaşkanından onaylı Hocaların hocası belgesine sahip olan tek hocamız. Dolayısıyla çok derin ve köklü bir ailenin ferdini onur konuğu olarak ağırlamaktan büyük onur duyuyorum.

Bu toplantılarımızın sebeplerinden bir tanesi ‘Kızıl Elmamız’. Bu Kızıl Elmamız ise; Siyonizm’in elinden ekonomiyi, ticareti almak. Karınca misali başarmak için bu yolda ilerliyoruz. Buraya bu düşüncelerle gelenlerin büyük sevap kazandığına inanıyorum. Allah’ın rızasını, Allah’a karşı savaşanlara karşı savaşmak ruhuyla buraya gelindiyse, bu yolda da ölünürse şehit olacağını da inanıyorum. Ben, bu toplantılarımıza gelirken bu ruhla gelinmesini ve bu ruhla toplantılara katılıp, bu gaye ile ayrılmamızı Allah’tan niyaz ediyor, hepimizin bu bilinçte olmasını da temenni ediyorum.

Özellikle, Yeni Zelanda’daki saldırı bu toplantılarımızın önemini ortaya koyuyor. Birbirimizle bir ve bütün olmamızın önemini ortaya koyuyor. Hepiniz hatırlarsınız, Çanakkale Savaşı Yeni Zelanda’da başladı. Oradaki iki Müslümanın Yeni Zelanda’daki askerlerin Çanakkale’ye gitme hazırlığını duyunca, Abdülhamit Han’ın ordusuna, Türkiye’ye, Müslümanlara bir sefer düzenleneceğini öğrenince fetvalarından aldıkları güç ile orada savaş başlattılar. Bu olayda da sanki yeni bir savaşın fitili ateşlendi. Bende, Çanakkale savaşı 114 yıl sonra tekrar başlıyor gibi bir düşünce uyandı.

Bundan beş, altı yıl önce bir şiir yazmıştım. Şiirimin ismi; “İstanbul’un fethi bitmedi”. Bu Yeni Zelanda’daki olay hakikaten, İstanbul’un fethinin bitmediğini de bizlere gösterdi. Bu fethi devam ettiren nesil biziz. Bu konuda bilinçli olmamız lazım. Ekonomik yönden, minarelerin yıkılmasını engellemek için, boğazın iki yakasına da sahip olmak için bilinçli olmalıyız. Bütün Türkiye olarak, özellikle burada yaşayanlar olarak İstanbul’umuzu sahiplenmemiz lazım.

Bu toplantılarda mesleğimizi, işimizi, İstanbullu olduğumuzu bir de kiminle görüşmek istediğimizi konuşacağız. Konseptimiz bu yönde ilerliyor. Önümüzdeki günlerde toplantılarımız farklı formlarda haftalık olarak devam edecek.  Dolayısıyla bu ruh ve duygularla otuz ikincisini gerçekleştirdiğimiz toplantıların nicesini gerçekleştirebilmeyi niyaz ediyorum.

Doç. Dr. Murat Yalçıntaş: Öncelikle Sayın Eşref Başkanımıza teşekkür etmek istiyorum. Sizlerle birlikte bu güzel sofrada bir araya gelmeme vesile oldu. Sizlere de, biraz önce Eşref Başkanımızın söylediği gibi bir ibadet düşüncesiyle buraya geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Eşref Başkanımızı uzun yıllardır tanıyorum, birlikte çalıştık. Kendisinin bana verdiği destekleri hiçbir zaman unutamam. Kendisine minnetlerimi sunuyorum.

İnsanlar iki türlüdür. Bu benim kendi düşüncem. Bazı insanlar minare gibidir, bazı insanlar kubbe gibidir. Uzaktan baktığınız zaman caminin minaresini görürsünüz, bütün işi yapan caminin minaresi zannedersiniz. Hâlbuki asıl işi yapan caminin kubbesidir. Çünkü insanlar caminin kubbesinin altında ibadet ederler. Yıllarca muhtelif işlerde görevler aldım. Bana “Başkanım ne güzel işler yapıyorsunuz” diyorsunuz. Aslında bu işleri yapan ben değildim, ben orada minareydim. İnsanlar uzaktan beni görüyorlardı. Hâlbuki Eşref Başkanımız gibi, dostlarımız arkadaşlarımız, birlikte çalıştığım insanlar bu işleri yapanlar, bu işlere imza atanlardır.

İş hayatında başarılı olabilmek için, öyle veya böyle geleceği tahmin edebilmemiz lazım. Nasıl olacağını tahmin edebilirsek şimdiden ona göre hazırlık yapabiliriz. İşletme ilminde ve Yöneticilik ilminde gelecekteki olaylara karşı hazırlıklı olabilmek önümüze çıkacak fırsatları değerlendirebilmek veya tehdit oluştuğunda belayı defetmek için önem taşır. Yarına baktığımız zaman çevremiz ve işletmemiz konusunda hazırlıklı olmalıyız.
 

Çevre dediğimiz zaman, çevrede dört faktörü tahmin edebilmemiz lazım.

Bu dört faktörde meydana gelecek olan değişiklikler; bizi, ailemizi, işletmemizi, çevremizi etkileyecek olan şeylerdir. Bunlardan birincisi politika, ikincisi ekonomi, üçüncüsü teknoloji, dördüncüsü toplumdur. Örneklendirecek olursak; işletmemizin zayıf ve kuvvetli yönlerini bilmemiz lazım.
Önümüzdeki üç-beş yılda ağırlıklı olarak Türkiye’de, uluslararası iş yapıyorsa da dünyada neler olabileceğini az çok görebilmemiz lazım. Göremediğimiz zaman başımıza iş açılıyor.

Birincisi politika
Politika dediğimiz zaman hükümetlerin ne yönde kanunlar çıkaracağını birazcık bilebilmemiz lazım. Çünkü bu çıkarılacak kanunlar bizleri doğrudan doğruya etkiler. Mesela; ben eğitimciyim. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) sınav sistemini değiştirdi. Bu değişiklik bütün eğitim sektörünü olduğu gibi etkiledi. Kitaplar elimizde kaldı, öğretmenler ne şekilde ders vereceklerini şaşırdı. Eğer eğitim sektörü bunu öngörebilseydi ona göre hazırlığını yapardı. Matbaacılar ellerinde kitaplarla kalmazdı.

Bir zaman; Hükümet Balkan ve Afrika ülkeleriyle vizeleri kaldırmaya başladı. Turizm sektöründe olanlar için bu çok büyük bir avantajdı. Diyelim ki son yıllarda Türkiye Batı devletleriyle olan ilişkilerini gerginleştirmeye karar verdi, turistler gelmekten vaz geçti, turistlere sigorta yapmaktan vaz geçildi, sigorta yapılmayınca birçok tur şirketi turlarını iptal etti bu sefer tüm kazançlarını Avrupa’dan gelen turistlere bağlamış olan turizmci için çok zor bir dönem başlamış oldu. Ama eğer birkaç ay önceden Batı ile ilişkilerin bozulduğunu fark edip, başka alanlara dönebilselerdi bu kadar fazla etkilenmezlerdi.

Enflasyon yükselmeye başladı, devlet bunun için önlemler almaya karar verdi. Tanzim satış mağazaları açmaya başladı. Bu bir takım esnafın işini bozmuş oldu. Ama onlar da bunu daha evvelden görebilselerdi, buna uygun adım atarlardı. Dolayısıyla hükümetin attığı adımlar bizim işimizi bazen olumlu, bazen olumsuz etkiler. Ama mutlaka etkiler.

Bundan iki yıl evvel bir akademisyen arkadaşımla beraber Hatay’a gittim. Orada yaklaşık bir ay saha çalışması yaptım. Yaptığımız çalışma; Suriye’deki krizden Güneydoğu’daki firmalar nasıl etkilendiler, olumlu veya olumsuz etkilenen var mı, devletin ne tedbirler alması lazım araştırmasıydı. Şunu gördüm; bu krizden en çok etkilenen firmalar lojistik firmaları olmuş. Çünkü özellikle Ortadoğu’ya, Suudi Arabistan’a, Körfeze yapılan ihracatın büyük bir kısmı Güneydoğulu taşımacılık firmaları tarafından yapılıyormuş. Birçoğu işler açılıyor diye kamyon almışlar, yatırım yapmışlar. Suriye-Irak meselesi olunca kapılar kapanmış. Çözüm olarak gemi almışlar ve Mersin’den Mısır’a gitmeye başlamışlar. Sonrasında Mısır karışınca o kapı da kapanmış. Gemi ile İsrail üzerinden gitmeye başlamışlar, Mavi Marmara olaylarından İsrail’in kapısı da kapanmış. Gördüğünüz gibi sadece devletin değil, uluslararası olaylar da insanların işlerini etkileyebiliyor.

İkincisi ekonomi
Ekonomiyi çok iyi takip etmemiz lazım. Ekonomiyi takip ederken, özellikle sosyal medya dolayısıyla çok fazla asılsız habere karşı dikkatli olmamız lazım. Seçim gibi önemli olaylar gündeme geldiği zaman da biraz abartılıyor. Sevilen taraf lehine abartılar olabiliyor. Bizler iş adamları olarak sosyal medyadaki ve diğer ortamlardaki söylemlerin gerçekliğini algılayabilmemiz lazım. Aldanarak adım atarsak zorlanırız.

Şuanda hepimiz görüyoruz ki, 2019 yılı Türkiye’deki ve Dünya’daki gelişmeler açısından biraz zor bir yıl olacak. Enflasyonun ve dövizin kıpırdama ihtimali var. Dolayısıyla bu ihtimal netleşene kadar bizim dikkatli olmamız lazım. Dövizle borçlanıp TL ile kazanmaya çalışmak veya borç altına girmek çok doğru değil. İşler açılıyor gibi göründüğünde de ona göre hareket etmek lazım. Ekonomiyi abartıdan uzak haberlerle takip etmemiz, değişik yerlerden okumamız lazım ki işimizi ekonomi nasıl etkileyecek bilelim. Hayalci olmamak lazım. Her insanın bazı özellikleri var. Benim de çok yaptığım bir hata; her zaman her şeyin iyisine inanmak istiyoruz. İyi olmazsa da tedbirimizi almamışsak, zarara uğruyoruz. Yani; kendimizi iyiye inandıralım ama tedbirimizi almadan 2019-2020 ortalarına doğru da adım atmayalım.

Üçüncüsü Teknoloji
Bizler, kendi alanımızda olan teknolojik değişiklikleri mutlaka ama mutlaka doğru takip ve tahmin edebilmemiz lazım. Bu teknolojik değişiklikler hem bize fırsatlar sunuyor, hem de ciddi tehditler sunuyor. Eğer takip etmezsek bir anda olacak bir şey bize ne yapacağımızı şaşırtırdır. Gündemde olan örneklerden vereyim;

Diyelim ki taksicisiniz. Bundan üç sene önce taksinin teknoloji ile ne alakası var derdiniz. Ama Uber diye bir şey çıktı, taksiciler mağdur oldular. Araya devlet girince, Cumhurbaşkanımız girince iş biraz düzeldi. Yoksa bütün taksi sektörü olduğu gibi değişecekti.

Yine üç yıl önce seyahat acenteleri değişime uğradı. Booking diye bir şey çıktı, herkes onun üzerinden seyahat planını yaptırmaya başladı. Acenteler ayaklandılar, booking’i Türkiye’de yasaklattırdılar.
Bunun Dünya çapında da büyük örnekleri var. Eskiden fotoğraf makinaları vardı. Kodak filmler vardı. Önce dijital fotoğraf makinaları çıktı, sonrasında cep telefonları çıktı. Fotoğraf esnafının işleri iyice bozuldu. Teknolojideki bir değişiklik tüm işi olduğu gibi değiştirdi.

Hepimizin işine teknoloji bir şekilde giriyor. Cep telefonları özellikle birçok fonksiyonu kendi içine almaya başladı. Buna devrim deniyor. Eskiden bir bilgiyi iletmek için taşa, tablete kazımak gerekirdi. Sonra matbaa basıldı, şimdi ise telefonlarla. Herkes haberci, herkes gazeteci, herkes televizyoncu, herkes fenomen oldu.
Teknolojiyi sıkı bir biçimde takip edip, tedbir almak lazım.

Dördüncüsü Toplum
Toplumu da iyi gözlemlemek lazım çünkü toplumdaki değişiklikler de bizim işimizi çok etkiliyor. Özellikle toplumdaki sosyolojik değişiklikleri gözlemlemek lazım. Buna da örnek vereyim:

Eskiden büyük aileler vardı. Anne, baba, çocuklar, büyükanne, büyükbaba herkes birlikte yaşardı. Büyük sofralar kurulurdu, sofra saati olurdu. Şimdi işler biraz daha değişmeye başladı. Herkes evlenir evlenmez kendi evlerini kurmaya başladı. Çekirdek aile denen yapı oluştu. Hanımlar çok fazla çalışmazdı, şimdi hanımlar da çalışmaya başladı.  Dolayısıyla çekirdek ailelerde sofra saati, sofra yapısı olmamaya başladı. Bu en çok inşaatçıları etkilemeye başladı. Eskiden büyük daireler yapılıyordu şimdi en çok sattıkları 2+1 daireler oldu. Hazır gıda işleri artmaya başladı.  İşte bu şekilde toplumda yaşanan değişiklik olumlu ve olumsuz bazı sektörlere yansıdı.

Şu anda toplumumuzun yaşadığı başka bir değişiklik daha var; ülkemizde 3,5 milyon Suriyeli misafirimiz var. Bizim sosyokültürel yapımızı da etkiliyor. Misafirlerimize hitap eden lokantalar açıldı, iş kolları oluştu. 1960-65 yıllarında Almanya’ya çalışmaya insanlar gittiler. Giden insanlar kimisi kaynakçı, kimisi demirci, kimisi fabrikada işçi yani iş güç sahibi insanlardı. Ama o insanların oraya gitmesi Almanya’da büyük sosyokültürel değişikliklere yol açtı. Aynısını bizim için düşünün, yaklaşık on katı büyüklükte. Bu misafirlerimizin birçoğu dil bilmiyorlar, üretime katılabilecek pozisyonda değiller çünkü her şeylerini bırakıp savaştan kaçmışlar. Bu durumun çok ciddi anlamda Türkiye’ye getireceği sosyal değişiklik olacak. Ama olumlu, ama olumsuz.

Bu değişiklik mutlaka yaşanacaksa, biz de kendi sektörümüzde buna göre adım atmamız lazım. Özet olarak değişikliklere gözümüzü kapatmamamız lazım. Duygusal olarak değil, realist olarak bakmamız lazım. Elbette ki ahlaki normlarımız var, etik normlarımız var, her şeyin iyi olmasını istiyoruz ama doğru bakabilmek lazım, doğru adım atabilmek lazım.

Kendi şirketimizle ilgili noktalar da var
Hepimizin işletmelerinin kuvvetli ve zayıf yönü var. Bir işletmenin kuvvetli yönü işletmenin kaynaklarından gelir. Kaynak demek işletmenin sahip olduğu varlıklar demek. Bu varlıklarda maddi ve maddi olmayanlardır.

Maddi varlık, nakdiniz vardır, bankada paranız vardır, binanız vardır, makinanız vardır, stokunuz vardır. Bunlar sizin maddi varlıklarınızdır.

Manevi varlıklar ise; aslında şirketlerin ayakta kalabilmesi ve ileriye gidebilmesi için, şirketler maddi olmayan varlıklarına yatırım yapmak ve geliştirmek zorundadırlar. Çünkü maddi varlıklar hızlı bir şekilde el değiştirebilir. Ama maddi olmayan varlıklar mesela, iyi yetişmiş elemanlar, şirketin çalışma biçimi, prensipleri şirketin devamını sağlar.  Bu değerlere mutlaka yatırım yapmamız lazım. Bilgi birikimi, marka, isim oluşturabilmemiz lazım. Maddi varlıklara dayanmamalıyız. Eksikliklerimizi kapatmamız lazım.

Türkiye’deki şirketlerin kendi içinde bir problemi var
Şirketlerin çok büyük bir kısmı, küçük ve orta boy işletme ve de aile işletmesi. Aile işletmesi olmanın avantajları ve dezavantajları var. En büyük avantajı ise aile işletmesi olduğu için herkes dört elle işine sarılır, hızlı karar verir, çalışır. Dezavantajları ise iki tanedir. Birincisi büyük patrondan baba veya abiden sonraki ikinci nesilde problemler çıkmaya başlıyor. Özellikle şirket kurumsallaşmamışsa, prensipler oturmamışsa kendi aralarında kavgalar çıkmaya başlıyor. En büyük problem ise emri hak vaki bulduğu zaman ikinci nesil şirket, iş, hisse paylaşımı yapmaya başladığı zaman işler kopuyor. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler. Bizim aile şirketlerimiz de böyle. Şirketler darmaduman oluyor. Dolayısıyla aile şirketleri mutlaka hem kurumsallaşmak hem de şirketin başındaki aile büyüğü sağlığında, kendisinden sonra ne olacağının yol haritasını çizmek zorunda.

Türkiye’de üçüncü nesle geçen şirket oranı yüzde dört. Yüzde doksan altısı üçüncü nesle kadar dayanamıyor. Beraberinde husumeti de getiriyor. Aile arasında huzursuzluk meydana geliyor.

Önümüzdeki yıllar küçük işletmeler ve küçük şirketler için zor yıllar. Çünkü büyük şirketler kendi hâkimiyetlerini özellikle finansal güçlerini kullanarak piyasaya yerleşip, küçük şirketleri silmek istiyorlar.  Küçük şirketlerin ayakta kalabilmesi için iki yol var;

Birincisi; Birleşmek ve bir araya gelmek. Ortaklıklar kurmak. Ortaklığın başarılı olmasının tek yolu da kurumsallaşmak. Kurumsallaşmak demek, profesyonel eleman çalıştırmak demek değildir. Kurumsallaşmak demek, keyfi yönetimin olmaması demektir.

İkinci yol ise; İyice yerel olmak, iyice özel olmak, rakip firmaların büyüklüklerinden dolayı ve hantallıklarından dolayı yapamayacakları özel işleri yapabilmek. Örneğin turizm alanında, bir otelde standartlar var.  Sen de otelsen, diğer büyük otellerin yapmaya çalıştıklarını yapmak ve aynı hizmeti vermek yerine farklılaşmak tek çaredir. Mesela; butik tarzı bir şey yapmak lazım. Anadolu oteli isen bulunduğun o yerin mimarisinden mobilyasına, mobilyasından kahvaltısına, kahvaltısından hizmetine kadar farklı şeyler vermek lazım ki, başka yerde olmayan sende olsun.

Bir örnek de Eşref Küçükateş ’ten vereyim: Eşref Bey, gazetecilik yapıyor. Ya herkesin okuduğu yerel bir gazete yapacak ama bu durumda büyük basınlarla başa çıkması gerekir, ya da büyük basının giremeyeceği, sadece esnafa yoğunlaşan, sadece esnafın dertlerine yoğunlaşan farklı bir şey yapacak. Çok doğru bir şey yapıyor.

Küçük işletme ve şirketler olarak ayakta kalmak istiyorsak mutlaka farklılaşmamız lazım. Farklı şeyler sunmamız lazım. Sunduğumuz farklı şey sayesinde müşterinin bize gelmesi lazım. Yoksa büyüklerin yaptıklarının aynısını yapmaya kalkarsak şansımız olmaz. Bu anlamda, ilerleyen teknolojinin küçük işletmelere büyük bir fayda sağladığını düşünüyorum. Çünkü; teknoloji sayesinde her şey standartlaşıyor. İnsan insana muhabbet ve etkileşim neredeyse kalmadı. Küçük şirketler insana, insana hizmete, insana farklılaşmış hizmete, sosyal ilişkilere, sosyal ağlara, insana dokunmaya önem verebilirse o işletme için çok büyük faydadır. Hepimiz bunları istiyoruz. Bizler insanız. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken bizi yalnızlaştırıyor. Dedelerimizin, babalarımızın yaşadığı sosyal hayatı, muhabbeti, dayanışmayı bir düşünün. Bir de bugünkünü düşünün. Belki biz küçük işletmeler, büyük işletmelerin yapamayacağı insanlığı, insanî dokunmayı, sosyal ilişkiyi bir türlü şirketimizin, hayatımızın içine sokabilirsek farklılaşmış oluruz.

Sanayi toplumunda kim daha fazla üretiyorsa, daha ucuza üretiyorsa, daha kaliteli üretiyorsa o öne geçti. Ama şimdi sanayi toplumu da bitti, bilgi toplumu da geçti. Dolayısıyla şimdi kim yeni bir şey çıkartıyorsa, yeni bir şey keşfediyorsa o öne geçmeye başladı. 2016 yılında, İMKB değişti İstanbul Borsası oldu. İstanbul Borsası’nda 600 küsur tane şirket var. Bunlar Türkiye’nin en büyük şirketleri. Demir çelik fabrikaları, tekstil fabrikaları, petrol rafineleri hepsi. Bu 600 küsur şirketin toplam piyasa değeri yaklaşık yedi yüz küsur milyar dolardı. Bu para tek başına bir Apple etmiyor. Apple’yı satın almaya kalksanız Türkiye’nin bütün şirketlerinden daha pahalı. Bunun sebebi şu; Türkiye’deki şirketler ağırlıklı olarak sanayi şirketleri, yenilik üzerine kurulmuş yenilik getiren şirketler.

Bizim Türkiye olarak yeni teknolojiler geliştirecek bir altyapıya sahip olmamız lazım. Çünkü yeni teknolojiler geliştirmeyip, daha evvel yapılmış şeyleri tekrar yapmaya başladığımız zaman bunları bizden daha ucuza ve daha hızlı yapabilecek olan Çin, Kore, Bangladeş, Hindistan gibi ülkeler var. Doğal şartlar ve insan gücü dolayısıyla bizim bu ülkelerle maliyette rekabet etmemize imkân yok. O halde maliyette rakip olamıyorsak, yenilikte ve teknolojide rekabet etmemiz lazım. Bunun da tek yolu doğru düzgün ve iyiye yönelik bir eğitim sistemi. Yenilik çıkartmaya, inovasyon çıkartmaya müsaade eden, devletin ortaya koyacağı eğitim ve araştırma politikasıdır. Başka türlü olmasına imkân yok.
 

Olmadığı sürece biz sanayi ürünlerini yapmaya devam ederiz. Ama bu sanayi ürünlerini bizden daha ucuza daha hızlı yapabilecek ülkeler olduğundan dolayı da suyun bir üstünde bir altında oluruz. Kırılma noktasını yakalamamız için teknoloji altyapısına ihtiyacımız var. şu anki sanayi yapımızla biz ihracatta öne geçemeyiz.

Seçimlerden sonra döviz ve ekonomi ne olacak
Biz Türkiye olarak dışarıdan kaynak almaya mecbur bir ülkeyiz. Bizim kendi kendimize dönebilmemiz için dışarıdan borç almamız lazım. Çünkü biz, ürettiğinden daha fazla tüketen bir toplumuz. Bizim en büyük ithalat kalemimiz enerji. Ülkeyi döndürebilmek için devamlı enerji ithal etmeye mecburuz. İthal ettiğimiz kadar ihraç da edemiyoruz. Bizim ihraç ettiğimiz mallar yükte ağır, pahada hafif mallar. İthal ettiğimiz mallar da enerji ve yüksek teknoloji ürünleri gibi yükte hafif, pahada ağır mallar. Bu sebeple sürekli açık veriyoruz. Nasıl ki bir şirket açık verirse borç almak zorunda kalıyor, biz de devamlı yurtdışından borç almak zorundayız. Bu sorunu yıllardır aşamadık, şuanda da aşabileceğimiz bir sorun değil.

İnsan insana, devlet devlete, şirket şirkete borç verirken iki şeye bakar; birincisi geri ödeyebilecek mi ikincisi ne kadar faiz veriyorsun. Türkiye’nin şuana kadar borç aldığı bankalar yüzde 80 Batı bankaları. Fransız, Alman, Belçika vs. Bunlar da bize borç verirken geri ödeyebilecek miyiz ona bakıyorlar, bir de filanca ülkeye borç versek onun ekonomisi sağlam geri alırım ona yarım puanla borç veriyorum senin ekonomin sallantılı sana bir buçuk puanla borç veririm diyor. Filanca ülkeye borç veriyorum on yıl sonra geri isterim ama senin on yıl sonranı göremiyorum o yüzden her altı ayda bir bu parayı geri isterim ona göre gerekirse tekrar geri veririm diyor.

Türkiye olarak şu anda muhtelif sıkıntılarımız var.  Bu çerçevede sıkıntılarımızdan dolayı bize borç veren ülkeler ve bankalar daha değişik bakıyorlar. Ve diyorlar ki; “madem borç istiyorsun o zaman verdiğimiz bu parayı har vurup harman savurmayacağından emin olmamız lazım. Vadesi gelince de bana geri ödeyeceksin.” Nasıl bir şey istedikleri sorulunca da IMF’yi kabul et, gelsin bu paranın nasıl harcandığını kontrol etsin deniyor. Biz duruşumuz gereği böyle bir şeyi kabul etmek istemiyoruz. Kendi maliyemize kendi gidişatımıza kimsenin müdahil olmasını istemiyoruz. Bu durumda da bankalar güvenmediği için dört puanla, beş puanla para veriyorlar.

Hepimiz biliyoruz ki seçimler dolayısıyla hükümet halkın üzerine fazla yük yüklemek istemedi. Birçok şeyi sübvanse etti. Tanzim satışlarda bile sübvanse etmeye çalıştı ki halk zorlanmasın diye. Ama bu durumu devam ettirmenin imkânı yok. Çünkü devletin de maaşları ödemesi, askerin ihtiyaçları karşılaması, devlet memurlarının ödemelerini yapması gerekiyor paraya ihtiyacı var. Dolayısıyla seçim telaşı bittikten sonra mecburen bunları salacak. Devletin dönmesi için hükümet halktan para almaya mecbur yapacak başka bir şey yok.  Bu sebeple enflasyon büyük ihtimalle yükselecek.

Devletin paraya ihtiyacı olduğundan dolayı ya Batı ile anlaşacak borç alacak ya Katar’dan borç alacak. Yani bir şeyler yapmaya ihtiyacı var. Bu parayı bulana kadar da dövizde oynamalar olabilir. Bu tamamen hükümetin Nisan ayında duruşuna bağlı. Dış dünyaya karşı ne kadar yumuşak duracak ne kadar sert duracak. Sert durursa hepimiz sert duracağız, yumuşak durursa şartlar biraz daha yumuşayacak. Türkiye’nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa o şekilde duracaklar.

Yüzde 5 Devalüasyon sadece Türkiye’de değil dünyada birkaç yerde gerçekleşti. Bunun sebebi Amerika Başkanı’nın Amerikan dolarını merkez bankası aracılığıyla toplamak istemesi. Derler ya filler tepişir arada çimenler ezilir diye, onlar tepiştikçe ekonomik olarak daha güçsüz olan ülkeler zarar görüyorlar. Yani, ne kadar kırılgansanız o kadar fazla etkileniyorsunuz.  Brezilya ve Türkiye gibi ülkeler bunu yüzde 5 ile atlatırken daha az kırılgan olan ülkeler yüzde yarım yüzde 1 ile atlattı.  Bu yaşanan yüzde 5 devalüasyon bizden kaynaklı bir durum değil. Tamamen Amerika ile Avrupa arasında yaşanan sorunlardan kaynaklanan bir durum. Ama Nisan ayından sonra bir şeyler yaşanırsa bizim hükümetimizin duruşundan dolayı olacak.

Türkiye’de sınavsız eğitim mümkün mü?
Türkiye’deki eğitim seviyesi lisede ve üniversitede tüm Türkiye’de eşit olsa, sınava gerek kalmayacaktır. Abartarak söylemek gerekirse; Hakkâri’deki lise ile İstanbul’daki lise aynı olsa, ODTÜ ile Van’daki Yüzüncü yıl Üniversitesinin eğitim kalitesi aynı olsa hiç kimse sınava girmez, en yakın neresi ise oraya gider. Ama eğitim kalitesi aynı olmadığından dolayı çocuklar haklı olarak eğitim kalitesi iyi olan yerlere gitmek istiyorlar. Haliyle iyi eğitim veren yerlerinde elekten geçirmesi gerektiğinden çocukları mecburen sınava sokuyoruz. Eğitim kurumlarındaki eşitsizlik ne zaman kalkarsa sınav derdi de biter.

Hangi Sporlar Yapılmalı

Ben geçen seneye kadar uzun mesafe triatlon yapıyordum. Triatlonda yüzme, bisiklet ve koşu olarak üç dal var. Benim yarıştığım alanda iki km yüzüyorduk, sonra doksan km bisiklete biniyorduk, yirmi bir km koşuyorduk. Aynı zamanda kırk iki km maraton da koşuyorum. Fakat birkaç arkadaşım bisiklet kazası geçirdi, dolayısıyla bisikletten ürktüm. Bu sebeple yaptığım sporları biraz değiştirdim. Şimdi, ultra maraton koşuyorum, dağcılık yapıyorum bir de uzun mesafe atlı koşu yapıyorum.  

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Esnaf Bülteni Dergisi sahibi, Milli ve Yerli Hayat İnşası Platformu (MİYHİP) Yeniden İnşa Derneği (YENİDER) Başkanı Eşref Küçükateş : Murat Yalçıntaş’a çok teşekkür ediyorum. Biz Esnaf Dergisi’ni ilk çıkarttığımız zaman tabloid boy gazete olarak başlamıştık. Tabloid boy veya büyük boy gazetelerin her yıl yaptığı yayına başlama kutlamalarını biz yapmadık. Bizim farklı olmamız lazımdı. Biz, Cumhurbaşkanımızın mitingde söylediği “milletvekilleri milli ve yerli olmalıdır” sözü üzerine ve Sayın Metin Külünk’ün bir toplantıda söylediği “milletvekili milli ve yerli olmalıdır sözünün altını dolduran yok” sözü üzerine her ay Esnaf Buluşmaları toplantısını yapmaya karar verdim. Esnaf Dergisi’nin farkını bu şekilde ortaya koyduk. Tabloid boy gazeteden kuşe kâğıt dergiye döndük. Her zaman farklılaşmaya gittik. Bunun sonucunda sizlerle bir araya gelerek Yalçıntaş Başkanımızın da söylediği gibi birleştik, ortak olduk, oluşumlar kurduk.



Programının sunumunu Hobyar Cami İmamı Hacı Arıcı gerçekleştirdi. Hacı Arıcı konuşmasında şunları söyledi;
Ateş, su ve ahlak hikâyesine Milli ve Yerli Esnaf buluşması çok güzel bir örnek.  Hikayede; Dünyayı idare edecek güç bizde var diyen ateş su ve ahlak aralarında konuşuyor. Su, ateşe “ne gücün var ki senin?” diye soruyor. Ateş: “ne yok ki! Bir kıvılcım ile dünyayı yakarım.” Diyor. Su ise cevaben; “ ben ise bir damla ile dünyayı su altında bırakırım.” Ahlak sükût ediyor. Ateş ve su ahlaka soruyor. “Sende bir şey yok mu?” Ahlak ise şöyle diyor: “Var. İnsanlar bana uyar ise, dünyanın düzeni de güzel olur, insanların kendisinde de huzur ve adalet olur.” Ya birbirimizi kaybedersek diye sorulunca Ateş: “nerede bir duman varsa ben oradayım” Su: “nerede bir şırıltı varsa ben oradayım” diyor. Ahlak ise “Siz beni kaybetmeyin! Kaybederseniz, bir daha bulamazsınız.” Diyor.

Bu ülkenin temel taşı eğitimciler olmakla birlikte, bu ülkenin sanayicileri, ülkenin daha fazla ilerlemesi için emek sarf eden iş adamları, gönül insanları olduğu müddetçe ve bunlar da birlik olduğu müddetçe bu ülke güçlü ve kuvvetli olacak. Ama biz birbirimiz kaybettiğimiz zaman, zayıflık başlayacak. Rabbim birlikteliğimizi daim etsin.

Yerli ve Milli olabilmek için ne olmalı?
Birinci husus bir milletin içinde doğmuş olmaktır. Ben Sırbistan’a gittim. Oradaki Osmanlı tebaasının hala bu milletle olma arzusunu gördüm. İkincisi ise milletçe benimsenmiş olmaktır. Üçüncüsü de milli olabilmek için milli kimliğimiz olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti kimliğini milletçe iyi bir şekilde taşımalıyız. Bu da ancak milli bakışla, milli algılayışla, milli duruşla, milli düşünüşle, milli yaşayışla, milli duyuşla olur. Bunlar yoksa duygularımızda, görmelerimizde, yaşantımızda millilikte yoktur. Bu milletin ortak değerleri vardır. O değerler de atalarımızın bizlere bırakmış olduğu geleneklerimiz, göreneklerimiz, yaşantılarımız, saygı, sevgi, muhabbet ve aşktır. Bunlar milletimizin temel unsurlarıdır.


Murat Yalçıntaş Kimdir?

29 Kasım 1965 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İstanbul Milletvekilliği yapmış olan, Merhum Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın oğludur. İlk ve Orta öğrenimini tamamladıktan sonra 1977-1984 yılları arasında İstanbul Saint Joseph Fransız Lisesi’nde öğrenim görmüştür. 1984-1988 yılları arasında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Makine Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 1988-1990 yılları arasında Boston & Vrije Üniversiteleri Ortak İşletme Yüksek Lisans Programını tamamlamıştır. 2005-2007 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü ‘Hizmet Sektöründe Müşteri Memnuniyeti’ üzerine doktorasını tamamlamıştır.

Murat Yalçıntaş İngilizce, Arapça, Almanca, Fransızca dillerine hakimdir. Evli ve üç çocuk babasıdır. İstanbul Ticaret Sanayi Odası Başkanlığında bir müddet görev almıştır. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkan Yardımcısı sıfatıyla görevini İfa eden Yalçıntaş, meslek hayatı boyunca görev ve ödül açısından çok iyi bir grafik sergilemiştir.

Siyasi hayatı ise; 1988-2001 yılları arasında Fazilet Partisi İl Başkan Yardımcılığı ile başlamıştır. 2001 Yılında AK Parti kurucular kurulu üyesi olmuştur. 2005 yılında AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı olmuştur.

Ödüller 
Dr. Murat Yalçıntaş, muhtelif ödüllere layık görülmüştür. Bu ödüllerden bazıları ve veriliş tarihleri aşağıda yer almaktadır; 

2010 - Fransa / Légion d'Honneur Nişanı 
2010 - İtalya Devlet Nişanı / Commendatore 
2009 - Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı Akademisi / Fahri Profesörlük 
2009 - İstanbul Sosyal Bilimler Lisesi Yılın Ekonomisti Ödülü 
2008 - İstanbul İhracatçılar Birliği İhracat Hizmet Onur Ödülü 
2008 - TRUE Avrupa Dergisi Onur Plaketi 
2008 - İstanbul Valiliği Onur Ödülü 
2006 - Platin Ekonomi Dergisi Sosyal Sorumluluk Ödülü 
2006 - GAP Gazetecileri Birliği Yılın Oda Başkanı Ödülü 
2006 - Siyaset Dergisi Yılın Oda Başkanı Ödülü 
2000 - MÜSİAD Başarı Belgesi 

Eşref Küçükateş’in 32. Milli ve Yerli Esnaf Buluşmasının onur konuğu Doç. Dr.  Murat Yalçıntaş’a Esnaf şiirinin olduğu plaket takdiminin ardından hatim duası ve toplu fotoğraf çekimiyle toplantı sona erdi.

OTUZİKİNCİ “Milli ve Yerli Esnaf Buluşması”na katılan konuklar;

Doç. Dr. Murat YALÇINTAŞ (İstanbul Ticaret Odası Eski Başkanı – Ekonomist – İş Adamı – Eğitimci - Öğretim Üyesi) / Eşref KÜÇÜKATEŞ  (Milli ve Yerli Esnaf Platformu ve Yeniden İnşa Derneği Gen. Bşk. Esnaf Bülteni Dergisi ) /  Âdem Önder (Önder Denetim, Mali müşavirlik) / Adnan Çakmak (Sağlık Hizmetleri ltd.) / Eyüp TUNCER (Stil İş ve Personel Kıyafeti) / Bilhan Duman (Ziraat Katılım Osmanbey Şube Müdürü) / Abdullah YAMAN (Korkmaz Mutfak Eşyaları A.Ş) / Ahmet AYDIN (KİMYA PLASTİK) / Hüseyin AKARÇEŞME (Akarçeşme Madencilik) / Hacı Arıcı (Yazar, Aydınlatma Firması Sahibi) / Çetin DENİZ (Yaşam Koçu-Yazar-Kişisel Gelişim uzm.) / İbrahim BALCIĞOLU (İSMMMO Yönetim Kurulu Üyesi) /  Hasan Gedik (Destek Patent Aş.) / İbrahim Giritli (Hayat İş Sağlığı Güvenliği Hizmetleri) /, Metin Ruşen (Basın Mensubu) / Hayri ÖZTÜRK (TURMOB Yönetim Kurulu Üyesi) / İsmail GÜLEÇ (ADC Alfa Ağız ve Dis Sagligi Merkezi)  / Arif AKBAŞ (Yeniden İnşa Derneği Yön. Kur. Üye.) / Kerem AKPINAR (SMMM - İlim Yayma Cemiyeti Gaziosmanpaşa Şb. Bşk.) / Necat ÇOLAK (GNA Lift Asansör) / Nuri ŞAHİN ( Gaziosmanpaşa İlce Tarım Müdürü) / Recai SEL (İstanbul Mobilyacı ve Döşemeciler Odası Başkanı) / Selami BALCI (EXPERT İMAR A.Ş) / Ömer Çördükçü (Bereket Etiket) / Nevzat SADOGLU (SADMAK Mekanik Tesisat) / Salih KENDİR (Hayat İş Sağlığı Güvenliği Hizmetleri) / Sinan YAMAN RE/MAX Analiz / Zülal Özdemir (Akmil Reklam Matbaa) / Hasip ARKAVİ (Egitimci) / Şeref Küçükateş (Yeniden İnşa Der. Yön. Kur. Üye.) / Tümay MERCAN (Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi) / Zülâl ÖZDEMİR (AKMİL Reklam - Matbaa Ltd. Şti.)

  İLGİLİ GALERİ
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER Ekonomi HABERLERİ
  Gündem HABERLERİ
Logo, Turquality® destek programına dahil edilen ilk yazılım şirketi oldu Logo, Turquality® destek programına dahil edilen ilk yazılım şirketi oldu Türkiye’nin en değerli bilişim markası Logo Yazılım, küresel Türk markaları oluş..
UEFA Süper Kupa Finali’ne NISSAN Damgası UEFA Süper Kupa Finali’ne NISSAN Damgası Liverpool ve Chelsea arasında İstanbul’da oynanan UEFA Süper Kupa Finali’nin res..
Kamuoyu bilgilendirme Kamuoyu bilgilendirme Son günlerde, bazı haber siteleri ve sosyal medyada yer alan, "Bayrampaşa Hali’n..
Konutların yarısında DASK  bulunmuyor Konutların yarısında DASK bulunmuyor Generali Sigorta Direkt Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ker..
  Ekonomi HABERLERİ
Türkiye’nin en büyük 2. mobilya ihracatçısından istihdama katkı Türkiye’nin en büyük 2. mobilya ihracatçısından istihdama katkı Türkiye genelinde 170, yurt dışında ise 31 mağazası bulunan Kilim Mobilya, yurt..
İş-yaşam dengesinde sonuncuyuz İş-yaşam dengesinde sonuncuyuz OECD tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye iş-yaşam dengesinde Avrupa'dak..
ABD'ye ihracatın püf noktaları ABD'ye ihracatın püf noktaları TABA-AmCham, Türk iş dünyasına ABD'de yatırım yapmanın inceliklerini, hazırladığ..
  STK-Vakıf-Oda HABERLERİ
Kızılay 4 kıta ve 51 ülkede kurban kesimlerini tamamladı Kızılay 4 kıta ve 51 ülkede kurban kesimlerini tamamladı İhtiyaç sahiplerinin sofrasına kurban bereketini ulaştırmak için 12 yıldır vekâl..
Büyükşehir ve AFAD’dan kurtarma tatbikatı Büyükşehir ve AFAD’dan kurtarma tatbikatı Muğla Büyükşehir Belediyesi ve altı farklı kurumun katıldığı kaza ve yangın tatb..
Buğday Derneği, Küçükçekmece organik pazardan çekildi Buğday Derneği, Küçükçekmece organik pazardan çekildi 2014 yılında, Küçükçekmece Belediyesi ve Arenapark AVM işbirliğiyle kurulan, Buğ..
İZODER: “Korkmak yerine güvenli binalarla depreme hazırlıklı olmalıyız” İZODER: “Korkmak yerine güvenli binalarla depreme hazırlıklı olmalıyız” Yatılım sektörünün çatı örgütü İZODER, 8 Ağustos’ta Ege Bölgesi’nde yaşanan depr..
  Söyleşi HABERLERİ
Avustralya Büyükelçisi Marc Innes-Brown ve Eşi Neda Alemohammed Avustralya Büyükelçisi Marc Innes-Brown ve Eşi Neda Alemohammed Ülkemizin yer aldığı siyasi coğrafya konusunda sahip olduğu büyük donanımla, Tür..
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı hakim savcı adayları ile bir araya geldi Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı hakim savcı adayları ile bir araya geldi Ünlü tarihçiden hakim ve savcı adaylarına özel hayat vurgusu
“İstanbul Craft Week” Tekfur Sarayı’nda başladı “İstanbul Craft Week” Tekfur Sarayı’nda başladı İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, 17-22 Haziran arasında düzenlenecek İ..
Dursun Gürlek’ten Fetih Söyleşisi Dursun Gürlek’ten Fetih Söyleşisi Eyüpsultan Belediyesi tarafından Zal Mahmut Paşa Külliyesi avlusunda düzenlenen ..
  Fuar-Kngr-Fest-Turizm HABERLERİ
27. WorldFood İstanbul Fuarı gıda sektörünün geleceğini masaya yatırmaya hazırlanıyor 27. WorldFood İstanbul Fuarı gıda sektörünün geleceğini masaya yatırmaya hazırlanıyor Türk gıda sektörünün uluslararası buluşma noktası olan 27. Uluslararası Gıda Ürü..
Triatlon'da Balkan Şampiyonası heyecanı İstanbul’da Triatlon'da Balkan Şampiyonası heyecanı İstanbul’da Avrupa’da futboldan sonra en fazla lisanslı sporcuya sahip branş olan triatlon, ..
Türkiye’de ilk kez anne ve anne adayları, Üsküdar’da emzirme şenliğinde buluştu Türkiye’de ilk kez anne ve anne adayları, Üsküdar’da emzirme şenliğinde buluştu Üsküdar Belediyesi, Emzirme Haftası dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı ve TEMAS Emzir..
Endüstriyel reklamcılar, Eylül ayında İstanbul’da bir araya geliyor Endüstriyel reklamcılar, Eylül ayında İstanbul’da bir araya geliyor Endüstriyel reklam dünyası, Eylül ayında gerçekleşecek olan 21. Uluslararası SIG..
  Kentsel Dönüşüm HABERLERİ
Türkiye İMSAD Başkanı Ferdi Erdoğan: “Yeni ‘Deprem Yönetmeliği’ ile kentsel dönüşüm şimdi başlıyor” Türkiye İMSAD Başkanı Ferdi Erdoğan: “Yeni ‘Deprem Yönetmeliği’ ile kentsel dönüşüm şimdi başlıyor” Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan, ‘17 Ağustos 1999 Marmara Dep..
98 Bin riskli yapının 56 bini yenilendi 98 Bin riskli yapının 56 bini yenilendi 17 Ağustos'un 20'nci yıl dönümünde, Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu..
Yahya Kemal sakinlerinin kentsel dönüşüm sevinci Yahya Kemal sakinlerinin kentsel dönüşüm sevinci Yahya Kemal Mahallesi sakinleri, bölgede başlatılan kentsel dönüşüm çalışmalarıy..
Kentsel Dönüşüm’ün yerini kırsal dönüşüm almalı Kentsel Dönüşüm’ün yerini kırsal dönüşüm almalı İSTİB Başkan Yardımcısı Hakkı İsmet Aral, Tarım ve Orman Bakanlığının kısa, orta..
  Projeler HABERLERİ
Beyazıt Meydanı, Turgut Cansever’in ödüllü projesiyle canlanacak Beyazıt Meydanı, Turgut Cansever’in ödüllü projesiyle canlanacak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beyazıt Meydanı’nın yıllardır ihmal edildiğini belir..
 “Çatısı güçlü olmayan yapı depreme hazır değildir” “Çatısı güçlü olmayan yapı depreme hazır değildir” Çatı Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÇATIDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Şena..
Kobi’lerin sadece yüzde %49’u yıkıcı afetlere hazır Kobi’lerin sadece yüzde %49’u yıkıcı afetlere hazır KOBİ’lerde Afet Direnci Araştırması’nın sonuçları yayınlandı. Afetlere karşı far..
 Akılcı borçlanma ve finansal kaldıraç etkisi Akılcı borçlanma ve finansal kaldıraç etkisi Proje finansmanı için akılcı borçlanma tüm faktörlerin bir arada düşünüldüğü ve ..
  Spor HABERLERİ
İBB İtfaiyesi, uluslararası spor oyunlarında 20 madalya kazandı İBB İtfaiyesi, uluslararası spor oyunlarında 20 madalya kazandı İBB İtfaiyesi, Dünya Polis ve İtfaiye Oyunları’nda (WPFG) 6 günde 4’ü altın topl..
Sigortam.net İTÜ Basket sezon açılışını yaptı Sigortam.net İTÜ Basket sezon açılışını yaptı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) efsanevi basketbol takımı Sigortam.net İTÜ Ba..
Premier Lig'in bir maçı 9 milyon 400 bin euro Premier Lig'in bir maçı 9 milyon 400 bin euro KPMG Football Benchmark ekibinin analizine göre; bu hafta sonu başlayacak İngilt..
‘Engellere Özgürce Kulaç' Atıyorlar ‘Engellere Özgürce Kulaç' Atıyorlar Zeytinburnu ilçesinde ikamet eden engelli çocuklar ve yetişkinler Zeytinburnu Be..
  Esnaf dergisi HABERLERİ
IV. Ulusal Saha Epidemiyolojisi Konferansı Ankara’da Gerçekleşti IV. Ulusal Saha Epidemiyolojisi Konferansı Ankara’da Gerçekleşti Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Emine Alp Meşe, “IV. Ulusal Saha Epidemiyoloji..
İBB’den LGS’ye hazırlanan öğrencilere geleceğe ilk adım konferansları İBB’den LGS’ye hazırlanan öğrencilere geleceğe ilk adım konferansları İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Liseye Geçiş Sınavı'na (LGS) girecek öğrencil..
YENİDER ile MİYEP ASKON Başkanı Orhan Aydın’ı ziyaret etti  YENİDER ile MİYEP ASKON Başkanı Orhan Aydın’ı ziyaret etti Yeniden İnşa Derneği (YENİDER) ile Milli ve Yerli Esnaf Platformu (MİYEP) Başkan..
30. Milli ve Yerli Esnaf Buluşmaları Ahmet Hamdi Çamlı’nın katılımıyla gerçekleşti 30. Milli ve Yerli Esnaf Buluşmaları Ahmet Hamdi Çamlı’nın katılımıyla gerçekleşti Esnaf Bülteni Dergisinin her ay geleneksel hale getirdiği “Milli ve Yerli Esnaf ..
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Yukarı